“İletişim Çağı ve Telif Hakları” İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık D.Bşk.lığı Basın Yayın Şefi ve Fotoğrafçı Sayın Ömer ŞAHİN’in Fotoğraf ve Kaleminden.

Türkiye, bilim ve teknoloji çağına 2000’li yıllardan itibaren hızlıca ayak uydurarak en son teknolojileri günlük yaşam içinde kullanmaya başladı. Bilgisayarlar, laptoplar, televizyonlar, akıllı telefonlar, dijital fotoğraf makinaları derken son olarak  günlük yaşamımıza dronlar girdi. Teknoloji her yerde son derece mini ve son derece kullanılabilir.  Bugün 80 milyonluk ülkemin 51 milyonunda cep telefonu var.

Artık gittiğiniz her memlekette girdiğiniz her ortamda bu ürünleri en son teknolojileri ile kullanan kitlelerle karşılaşıyoruz. Üniversitelerin “Fotoğrafçılık”,  “Radyo Televizyon ve Sinema”, “Gazetecilik”  gibi bölümlerine ilgi,  çığ gibi artıyor. Görselleştirme günümüzde bir hobi olmaktan öte hem bir sanat hem bir bilim dalı olarak ülkemiz insanına sunuluyor.  Çok dinamik bir yapıya sahip olan  toplumumuzun  teknolojiyi yakından takip etmesi, en son teknoloji ürünlerine ulaşabilmesi   ve bu teknolojileri kullanabilmesi  tabii ki çok güzel.

İnternet ve masaüstü yayıncılık ile günümüzde sınırlar kalktı. İnstagramından facebookuna, Tweetırdan Youtubesine  sosyal medya binlerce kilometre uzaklıktaki  kıtaları, komşudan yakın yaptı. İşin bir de öteki yüzü var: Teknolojik gelişmeye mukabil insani değerler ve etik. Fotoğrafçılıkta herkes her şeyi çekiyor ve anında paylaşıyor.

Özellikle dijital fotoğraf alanında yaşanan gelişme ve sosyal medya; filmle gerçekleştirilen fotoğrafçılıktan öte bas ve yayınla kolaylığını sağladı. Yani ne 24’lük ne 36’lık pozlarla ne karanlık odayla ne onların tab edilmesi ve negatifleriyle uğraşıyor ne de baskısıyla zaman kaybediyorsunuz. Bu kolaylık günlük yaşam içinde her an her şeyi fotoğrafa konu yaparken aynı zamanda kişisel alan ihlallerini ve saygı erozyonunu beraberinde getirdi.

Bir kare fotoğraf ile saniyeler içinde Dünya’nın diğer ucundaki insanlara ulaşıyorsunuz. Sosyal medya üzerinden  gerçekleştirilen bu fotoğraf yayıncılığının ne kadar etik ve insan onuruna saygılı bir şekilde gerçekleştiğine hiç dikkat ettiniz mi ? Sanmıyorum !  Kimse de bu hassasiyet yok.

Ülkemiz hem insanı hem tarihi ve kültürüyle hem de Coğrafyası ile başlı başına bir fotoğraf cenneti, sonsuz bir albüm … Eline cep telefonu, profesyonel makina alabilen herkes  bu cennete öylesine gelişigüzel giriyor ki zaman zaman ben bunu bir objektif yağmalamasına, talanına benzetiyorum.  Örneğin; hafta sonları köylerde, yaylalarda, şehirlerde fotoğraf çekerken fotoğraflarımıza konu olan insanlara; çekilen fotoğrafının ne amaçla, nerede kullanılacağını söylüyor muyuz acaba !? Fotoğrafı çekmeden önce veya çektikten sonra sosyal medya ve değişik mecralarda fotoğrafı kullanma  onayını sözlü veya yazılı alıyor muyuz ?  Sanmıyorum ! Cevap koskoca bir hayır !!!

Elbette bunu yapan azınlığı bu söylemlerimin dışında tutuyorum. Bununla birlikte görselleştirme de büyük bir istismar görüyorum; üstelik fotoğrafta en çok ta istismar edilen habersizce, izin alınmadan, bilgi verilmeden  maalesef çocuk ve kadınlar.

Foto muhabirliği ile başladığım bu serüven, bugün ilk günkü heyecanımı kaybetmeden daha büyük bir şevkle devam ediyor.  22 yıldır fotoğraf sanatının içindeyim ve 22 yıldır elimden fotoğraf makinamı hiç düşürmedim. Portre fotoğrafçılıktan endüstriyel ürün  fotoğrafçılığına,  siyah beyazdan dronla çekimlere kadar belli sanat ve estetik kaideler ölçüsünde  fotoğrafa dair her alanda mütevazi denemelerim, çalışmalarım oldu. Son on yılda belgesel fotoğrafçılığa da heyecan sararak aktüel fotoğraf çekmeye, Anadolu’yu dolaşmaya başladım ve her çekimimde asla şunu unutmadım; “İnsana Saygı”. Köyünden metropolüne, stüdyo çekimlerinden köşe başı kahvelerine gerçekleştirdiğim her çalışmada fotoğraflarıma konu olan insanımızın onayını aldım. Bu onayı asla sadece bir saygı ve hukuki bir prosedür olarak da görmedim. Aslında her fotoğraf bir fırsat: İnsanımızı tanımak, anlamak fotoğraftan dostluk, kardeşlik kurmak için bir fırsat ….

Yolda, sokakta, tarlada, bağda, bahçede, atölyede, sanayide, hava alanında, liman ve meydanlarda  her nerede olursa olsun önce içten bir yaklaşım tatlı bir sohbet ile başlar fotoğraf maceram. Yaptığım her çalışmanın asıl başarısına kaynaklık yapan da  yapılan bu sohbet, güven ve samimiyettir. Diğer türlü sormadan, sohbet edilmeden, onay alınmadan uzaktan veya yakından çalarcasına ve kaçarcasına yapılan bir çekim neyi güzelleştirebilir ve neyi adil, hak kılabilir ? Fotoğraflanan bu insanların insanlığına değer verilmiyorsa, saygı gösterilmiyorsa bu insanların hiç mi yasal hakkı yok ?  Ya da fotoğrafçının hiç mi emeğine saygı yok.  Büyük projeler, planlı çalışmalar dışında maalesef böyle bir koruma kalkanı ve emeğe saygı yok. Çok sıklıkla kullandığımız telif hakkı sözü neyi kapsar, bizi nasıl korur,hiç düşündük mü ?

Günümüzde pek çok alanda karşımıza çıkan telif hakkı sözünün anlamı birtakım insanlar tarafından bilinmediği için bu yazıda bu sorunu açıklayacağız.

“Telif hakkı; bir kişinin zihinsel ya da fiziksel olarak emek sarf ederek oluşturduğu ürün üzerinde hukuksal olarak sahip olduğu haklardır. “ Sanat eserleri ve fikri eserler ile ilgili telif hakları; o eserin ortaya konulduğu andan itibaren başlar.

Soyut bir kavram olan telif hakkı ile insanların esas olarak fikirleri güvence altına alınır. Telif hakları bir ürün olan somut maddeden ayrı olarak hukuki niteliklere sahiptir. Ayrıca telif hakları bulunduğu ülkenin hukuksal özelliklerine göre belirlenir ve buna “Ülkesellik İlkesi”  denir.

Bir fikir ya da ürün üzerine telif hakkına sahip olan kişi;  yapmış olduğu çalışmayı, ürünü,  kendisi kullanabilir ya da başkalarının kullanması için satabilir ve kiralayabilir. Kendisinden izinsiz ürününün kullanılması halinde ise hukuki anlamda ürünün kullanımına dair her hakka sahiptir.

Bir fotoğrafın haber sitesinde, forumda, gazetede, dergide izinsiz yayınlanması halinde haksız tecavüzün önlenmesi veya buna son verilmesi amacıyla başvurabileceğiniz hukuki yol; maddi ve manevi hakların korunması ve tazmini talebiyle Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine dava açmaktır.

Bu mahkemenin kurulu olmadığı yerlerde, o bölgedeki  asliye hukuk mahkemelerinde aynı davayı açtırabilirsiniz. Aynı eylem ile ilgili başvurulabilecek cezai yollar da mevcuttur. “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)”  birçok cezai hükümler içerir. Buna göre eseri izinsiz yayınlanan kişi, Cumhuriyet Savcılığına dilekçeyle başvurarak suç duyurusunda bulunabilir. Bu başvuru esere yapılan tecavüzün öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde yapılmalıdır. Aksi halde zamanaşımı nedeniyle şikayet hakkı düşmüş olacaktır. Zarar gören gerek tazminata ilişkin davasını gerekse, savcılığa yaptığı suç duyurusunu ispat etmek için, gerekli verileri, delilleri toplamalıdır. İzinsiz yayın gerçekleştiren internet sitesinin ekran görüntüsünün alınması, en sık kullanılan delil örneklerindendir.

Son dönemde bu tür emek hırsızlığına özellikle sosyal medya hesapları, İnstagram, Facebook, Twitter  gibi sitelerde sıkça rastlıyoruz sıkça şahit oluyoruz. Fotoğrafın sahibini belirtmeden eserin kendisiymiş gibi yayın yapan  ve  haksız ticari amaçlar güden anlık popülarite peşinde koşan bu emek hırsızlarına itibar etmeyelim.

Telif haklarının ihlal edilmemesi ve emek hırsızlığının önüne geçilmesi için fotoğraflarda özel logo veya işaretler kullanalım. Tespit edilen haksız paylaşım ve alıntıları gerekli yerlere ihbar edelim. Bugün sadece İstanbul’da eğitim veren üniversitelerde  İletişim Fakültelerinin, Güzel Sanatlar Fakültelerinin ve Fotoğrafçılık bölümlerinin artması sonucunda  60 bine yakın amatör fotoğrafçı bulunuyor. Bunların birçoğu dernekler ile beraber hareket ederken, büyük bölümü bu pahalı hobiyi  tek başına yapıyor.

Emek ve zaman isteyen sanatsal faaliyetlerde, eser sahibini koruyan kollayan yeni cezai hükümleri olan yasalara ihtiyaç var; Bu özellikle de fotoğrafçılar açısından olmazsa olmazdır. Biz bu yazıyı kaleme alırken bile kaç fotoğraf,  sosyal medyada telif hakkına bakılmaksızın yayına veriliyor, kaç eser için hırsızlık yapılıyor kim bilir … Yayına veriliyor; çünkü mevcut yasaların caydırıcı özelliği yok. Yayına veriliyor; çünkü emek sahibi fotoğraf sanatına sevdalı kardeşimiz telif haklarını bilmiyor. Yayına veriliyor; çünkü bilinçli olan fotoğraf sevdalısı kardeşimiz hakkını aramıyor. Yani emeğimize ve sanatımıza sahip çıkmak için hepimize çok ama çok görevler düşüyor.

Artık önümüzde uzun bir Bahar ve Yaz Mevsimi var. Doğanın canlandığı, renklerin coştuğu bu dönemde, ışığınız bol olsun. Eşsiz fotoğraf kareleri ile makineleriniz dolsun dostlar..

Ömer ŞAHİN, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık D.Bşk.lığı Basın Yayın Şefi & Fotoğrafçı

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here