“Bir KAYSERİ Gezisi Ardından” Dilek Erim’in Fotoğraf ve Kaleminden

Kayseri…Uzun zamandır gitmek, görmek, fotoğraflamak istediğim şehir.

Kayseri, Suretialem Fotoğraf ve Sinema Sanatı Derneği’nin fotoğrafçılar buluşması sayesinde tanıştığım güzel şehir.

Kayseri’de ilk gözüme çarpan, modern binalarla tarihi yapıların uyum içinde, düzenli bir görüntü oluşturmasıydı.Seyir tepesine doğru yola çıktığımızda Erciyes, başındaki bulutlarla ve heybetli duruşuyla karşıladı bizi. Şehri kanatları altına almış ve adeta koruyuculuğunu üstlenmişti.Bu ihtişamlı görüntüden gözümü alamadım desem yalan olmaz. Seyir tepesi,şehri panoramik olarak görmemizi sağladıysa da daha yakından tanımak için sabırsızlanıyordum.

Bir şehri tanımanın en iyi yolunun sokaklarında yürümek hatta kaybolmak olduğunu bilerek başladık yürümeye. Kayseri Ulu Camii ( Camii Kebir ) ilk durağımız oldu.9 asırlık cami tarihe meydan okuyor gibiydi. 1135 tarihinde, Danişmendli hükümdarı Melik Mehmet Gazi tarafından yaptırılan cami iç ve dış mimarisi ile , ışık oyunları ile güzel fotoğraflar verdi bizlere.Yanındaki bedesten 1498 yılında inşa edilmiş ve o zamanlar bezciler, çuhacılar, abacılar, kumaşçılar faaliyet gösteriyormuş. Günümüzde de içinde hala faaliyetlerine devam eden kumaşçılar , kilimciler bulunuyor. Bedestendeki çekimlerimizi bitirdikten sonra sıra Kapalıçarşı’ya geldi. Osmanlılar zamanında yapılan çarşılar içinde İstanbul’dan sonra en büyüğü olan çarşı, tarihindeki yangınlarla zarar görse de yapılan çalışmalardan sonra ayakta kalmayı başarmış. Kuyumcuları, baharatçıları, hediyelik eşya satan dükkanları, urgancıları ile birlikte gelen misafirlerini tüm canlılığı ile karşılamaya devam ediyor. Kapalıçarşı’dan geçerek, şehrin kalbinin attığı, Bürüngüz Camiinin de bulunduğu Cumhuriyet Meydanına geldiğimizde, esnaflarla sohbet etmeyi de unutmadık tabii ki.

Çekim molalarından sonra yola devam ederek Hunat Hatun Medresesine ulaştığımızda artık bir çay-kahve molasını haketmiştik. 1200 lü yıllarda şehrin merkezinde yapıldığını öğrendiğimiz medresede, üstü açık kare planlı bir avlunun etrafında sıralanmış öğrenci odaları ve dershane bölümleri dikkat çekiciydi. Bugün hediyelik eşya çarşısı olarak da kullanılan medresenin bahçesinde çayımızı içerken rotamızın devamı için biraz da enerji topladık. Medreseden kısa bir yürüyüşle Hacı Kılıç Camiine geçtik. Anadolu Selçuklu devletinin son dönemlerinden kalan cami 750 yıllık tarihine rağmen dimdik ayakta duruyor ve bizi güzel bir şekilde karşılıyordu. Dikdörtgen şeklindeki formu ve giriş bölümündeki dikdörtgen camları ile güzel fotoğrafların çıkmasına yardımcı oldu.  Çekimlerimizi bitirdikten sonra sıra biraz da keyif yapmaya geldiğinde yolumuz Talas Osmanlı Sokağına çıktı. ’’Eski Talas’’ denilen bölgede, restore edilmiş birçok yapıyı bünyesinde barındıran Osmanlı Sokağında geleneksel sanatların devam ettirildiği atölyeler, gümüş ürünlerinin ,el sanatlarının satıldığı hediyelik eşya dükkanları ve  kafeler yer alıyordu. Osmanlı Sokağı, samimi ve sıcak mekanları ile güzel sohbetlerimize ev sahipliği yaptı.

Kayseri’de beni en çok etkileyen yerlerden biri Ağırnas diğeri de Germir oldu. Hikayelerini dinleyince haksız olmadığımı anladım. Ağırnas’ın günümüzden 3000 yıl önceye dayanan bir tarihe ve dehlizlere , yer altı şehirlerine sahip olan bir yerleşim merkezi olduğunu, ve Mimar Sinan’ın doğduğu evin de orada olduğunu öğrenmek çok şaşırtıcıydı. Büyük dehanın yaşadığı evi görmek, kasabanın sokaklarında gezmek tarih sayfalarında geriye dönmek gibiydi. Mimar Sinan’ın doğduğu evin altında bulunan dehlizlere girmek, bu yolların bağlantılı olabileceği yerleri hayal ederek tarihte yolculuk yapmak muhteşem bir deneyimdi. Son yapılan araştırmalarla 12.-13.yüzyılda kurulduğu ortaya çıkan Germir ise Rumların, Ermenilerin ve Türklerin oluşturduğu kültürlerin hoşgörü içinde birarada yaşadığı bir yerleşim yeriymiş. Zamanında Orta Anadolu’nun da en önemli beziryağı üretim merkezi olan Germir’de  günümüze sağlam olarak ulaşmayı başaran bezirhaneler dikkat çekiciydi. Tarihi dokusuyla koruma altına alınarak sit alanı ilan edilen Germir köyü ayrıca,dünyaca ünlü sinemacı Elia Kazan’ın ailesinin de köyü olarak tarihte yerini almış. Tüm bunları görüp öğrendikten sonra ,Kayseri’nin daha ne gibi sürprizlere sahip olduğunu düşünmekten de kendimi alamadım.

Son durağımız Hürmetçi köyü oldu. Yılkı atlarını fotoğraflamak için gittiğimiz köyde , önce rahvan at yarışlarını seyretme şansımız oldu. Rahvan at yarışları, daha çok Ege Bölgesinde görülen 50 senelik bir geçmişi olan ve atların çok hızlı yürümesi üzerine kurulmuş bir spor dalı. Burada atların ısınmasını ve yarışları fotoğraflamak gerçekten sürpriz oldu bizler için.

Yarışlardan sonra sıra yılkı atları çekimine geldiğinde hepimiz sabırsız ve meraklıydık. Öncesinde bilgiler almış olsak da sanırım bu şöleni yaşamadan anlamak imkansızdı. Tozu dumana katan yılkılar, göz gözü görmeden duyulan at sesleri, ayaklarımızın altında yerin sallanması, büyük bir heyecan içinde basılan deklanşörlerin sesi…Kesinlikle yaşanması gereken ve unutulmayacak anlardandı.

Kayseri…Tarihi ile misafirperver insanları ile beni kendine hayran bırakan şehir. Kısa bir zaman diliminde de olsa tanımaktan mutlu olduğum daha geniş zamanlarda detaylı bir şekilde tanışmayı umduğum güzel şehir.

Dilek Erim www.dilekerim.com

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here